Tarihten Rüyalar
| <<Abraham Lincoln'ın rüyası | Kanuni’nin rüyası ve son isteği>> |
| Osman Gazi Han'ın rüyası | |
Ebdal Kumral, tefekkür halindedir... Birden yanında Hızır aleyhisselâm beliriverir! Osman Gazi’yi kastederek. “O yiğidin istikbali çok parlak” der, “Var bul onu ve müjdeyi ver!” “Toprağa bağlanın!” Gece, vakit hayli ilerleyince istirahat etmek üzere odasına çekilmişti. Fakat yatmak üzereyken rafta gözüne ilişen Kuran-ı Kerim’e saygısından dolayı yatamadı. Uyuyamadı. Kuran’ı alıp okumaya başladı. O gece sabaha kadar Kuran okudu. Tam 6 saat. Hikmet-i İlahi, Osman Gazi Han’ın Kuran’a olan bu saygısından dolayı her okuduğu saate 1 asır lutf edilmiş, hanedanı 6 asır hükümran olmuştur 7 cihana. Vakit sabah ezanlarına yaklaşmışken, yorgunluk ve uyku da bir hayli bastırmışken, Kuran elinde, yaşlandığı yerde, tatlı bir uykuya daldı Sultan Osman Han. Uyurken bir rüya gördü. Rüyasında kendisi Şeyh Edebali’nin yanında yatıyordu. Edebali’nin göğsünden bir hilal doğdu. Hilal biraz yükseldikten sonra büyüdü, büyüdü ve dolunay haline gelince kendisinin göğsüne girdi. Daha sonra göğsünden bir ağaç bitip büyümeye, yükselmeye başladı. Bir çınar ağacıydı bu. Büyüdükçe yeşerdi, güzelleşti. Dallarının gölgesiyle bütün dünyayı kapladı, dünyanın her tarafından insanlar grup grup gelip bu çınarın gölgesine giriyorlardı, çok mutlu ve neşeliydiler. Ulu çınarın gölgesinde dağlar, dağların dibinde pınarlar gördü. Ağacın yanında ise dört sıra dağlar gördü ki bunlar Kafkas, Atlas, Toros ve Balkanlardı. Ağacın köklerinden Dicle, Fırat, Nil ve Tuna çıkıyordu. Bu nehirde koca koca gemiler yüzüyordu. Tarlalar ekin doluydu. Ağaçlar meyve dolu. Dağların tepeleri ormanlarla örtülüydü. Ruy-i Zemin yemyeşil, asuman masmaviydi. Vadilerde şehirler vardı. Şehirlerde camiler arz-i didar ediyordu. Bunların hepsinin altın kubbelerinde birer hilal parlıyor, minarelerinde müezzinler ezan okuyorlardı. Ezan sesleri ağaç dallarındaki kuşların cıvıltısına karışıyordu. Bir ara ulu çınarın yaprakları kılıç gibi uzamaya başladı. Derken bir rüzgar çıkıp bu yaprakları İstanbul’a doğru çevirdi. Şehir iki denizin ve iki karanın birleştiği yerde iki masmavi firuze ile iki yemyeşil zümrüt arasına oturtulmuş pırıl pırıl bir elmas gibiydi. Sanki bütün dünyayı kuşatan geniş bir ülke gibi halkalanan bir yüzüğün kıymetli taşını andırıyordu İstanbul. Ve nihayet Osman Gazi Han bu yüzüğü parmağına takıyorken uyanır. Osman gazi rüyanın heyecanıyla kendine geldiğinde... Müezzinin yanık sesi odayı dolduruyordur. Mescide geçerler. Osman gazi rüyanın tesirindedir hâlâ. Ebdal Kumral sorar. “Ne oldu sana?” | |
| <<Abraham Lincoln'ın rüyası | Kanuni’nin rüyası ve son isteği>> |
- Tarihten Rüyalar
- Yavuz Sultan Selim Han'ın Rüyası
- Atatürk'ün annesinin ölümüyle ilgili gördüğü rüya
- Atatürk'ün Salih Bozok'un intihar edeceğini gördüğü rüya
- Atatürk'ün gördüğü son rüya
- Evliya Çelebinin rüyası
- Mekkeli Müezzinin Şair Nabi hakkındaki rüyası
- Abdulhamit Han'ın komutanının rüyası
- Abraham Lincoln'ın rüyası
- Osman Gazi Han'ın rüyası
- Kanuni’nin rüyası ve son isteği
- Hudeybiye Antlaşmasi Ve Peygamber Efendimizin (S.A.V) Rüyasi
- Büyük İskender’in rüyası
- Hitler'in rüyası
- Hazreti İbrahimin rüyası
- Cabir bin Abdullah'ın rüyası
- Firavunun rüyası
- Hazreti Yusuf'un rüyası
- Atatürk ve Fevzi Çakmak'ın rüyaları
- Rüyalarla gelen buluşlar
- Osmanlı Tarihinden bazı rüyalar
- Tarihten günümüze uzanan rüyalar! unutulmadılar, unutulmayacaklar
| Konu İndeksini görüntüle | İçeriğe katkıda bulun |












